
yoksulum ;kimsesiz, ufak tefek, gösterişsizim diye duygusuz, ruhsuz muyum sanıyorsunuz?

Jane Eyre begins within the narrow spaces available to a poor orphan in Victorian England: an unwelcoming household, the severe discipline of Lowood, and finally paid work as a governess. Charlotte Brontë turns those social limits into the pressure behind Jane's fiercely guarded inner freedom. Her position is always precarious, suspended between servant and family member, dependence and self-command. Even love arrives entangled with differences of wealth, age, and authority.
At Thornfield Hall, domestic routine acquires a Gothic pulse. Jane's growing attachment to Mr. Rochester is shaped by secrets, uneasy sounds, and the sense that the house contains more than its respectable surface admits. Yet the novel's intensity does not rest on mystery alone. Its first-person voice makes conscience, desire, anger, and dignity feel like forces in active conflict. The result is both a passionate romance and a sustained argument about what a woman may demand from life without surrendering her moral independence.
Seen in its period context, Jane Eyre presses against conventions that expected female virtue to look like silence and obedience. Brontë gives spiritual and emotional authority to a heroine with little money or status, allowing her plain speech to carry the novel's most enduring power.
9 posts from the Bookspace community

yoksulum ;kimsesiz, ufak tefek, gösterişsizim diye duygusuz, ruhsuz muyum sanıyorsunuz?

İnsanlar zalim ve adaletsiz kişilere karşı hep nazik ve itaatkâr olursa kötüler bunu kullanır, hiçbir şeyden çekinmezler ve bu yüzden de değişmek bir tarafa, gittikçe daha kötüleşirler.

“Hadi, hadi Jane, ağlamasana!” dedi. Ateşe, “Yanmasana!” demekle birdi bu.

"Kadınlar yemek pişirip çorap örmekle, piyano çalıp nakış işlemekle yetinsin," demeleri dar kafalılıktır! Bir kadın, geleneklerin kendisi için yeterli saydığı şeylerden daha fazlasını yapmak, öğrenmek isterse onu kınamak, alaya almak düşüncesizliktir

Bütün dünya senden nefret etse ve hepsi yalancı olduğuna inansa bile eğer senin vicdanın rahatsa başını dik tutmalısın..

Hasta yatağında yatmak ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olmak ne kadar üzücü. Bu dünya öyle güzel ki... Buradan kopup bilinmeyen bir yere gitmek zorunda olmak çok acı verici.

Üşüyorsun; çünkü yalnızsın, içinde gömülü duran ateşi hiçbir insanın yakınlığı alevlendirmiyor. Hastasın; çünkü duyguların en güzeli, insanoğluna bağışlanan en tatlı, en yüce duygu senden uzak duruyor. Aptalsın; çünkü onca acı çekerken gene de mutluluğu yanına çağırmaktan kaçınıyorsun; onun seni beklediği yere doğru bir adım atmaya bile yanaşmıyorsun.

bu kitabı okurken çok çelişkiye düştüm çünkü aralarında yaş farkı olmasına rağmen Jane Eyre'ye aşık olan bir adamın terk edilişi ve daha sonra Jane Eyre'nin o kişiyi düşünmesi biraz düşündürücüydü hem seni seven adamı terk edip hem de sonra onu düşünmesi akıllarda madem onu düşünüyorsun neden bıraktın sorusunu akla getiriyor

sad story for jane :/