
yoksulum ;kimsesiz, ufak tefek, gösterişsizim diye duygusuz, ruhsuz muyum sanıyorsunuz?

Jane Eyre begins within the narrow spaces available to a poor orphan in Victorian England: an unwelcoming household, the severe discipline of Lowood, and finally paid work as a governess. Charlotte Brontë turns those social limits into the pressure behind Jane's fiercely guarded inner freedom. Her position is always precarious, suspended between servant and family member, dependence and self-command. Even love arrives entangled with differences of wealth, age, and authority.
At Thornfield Hall, domestic routine acquires a Gothic pulse. Jane's growing attachment to Mr. Rochester is shaped by secrets, uneasy sounds, and the sense that the house contains more than its respectable surface admits. Yet the novel's intensity does not rest on mystery alone. Its first-person voice makes conscience, desire, anger, and dignity feel like forces in active conflict. The result is both a passionate romance and a sustained argument about what a woman may demand from life without surrendering her moral independence.
Seen in its period context, Jane Eyre presses against conventions that expected female virtue to look like silence and obedience. Brontë gives spiritual and emotional authority to a heroine with little money or status, allowing her plain speech to carry the novel's most enduring power.
36 posts from the Bookspace community

yoksulum ;kimsesiz, ufak tefek, gösterişsizim diye duygusuz, ruhsuz muyum sanıyorsunuz?

İnsanlar zalim ve adaletsiz kişilere karşı hep nazik ve itaatkâr olursa kötüler bunu kullanır, hiçbir şeyden çekinmezler ve bu yüzden de değişmek bir tarafa, gittikçe daha kötüleşirler.

“Hadi, hadi Jane, ağlamasana!” dedi. Ateşe, “Yanmasana!” demekle birdi bu.

"Kadınlar yemek pişirip çorap örmekle, piyano çalıp nakış işlemekle yetinsin," demeleri dar kafalılıktır! Bir kadın, geleneklerin kendisi için yeterli saydığı şeylerden daha fazlasını yapmak, öğrenmek isterse onu kınamak, alaya almak düşüncesizliktir

Kafamın derinlerindeki bir düşünceyle biliyordum ki bana karşı gösterdiği büyük yumuşaklık başkalarına gösterdiği haksız sertliklerle denge kuruyordu.

“Kendi içim öyle tükendi ki, sana sahip olmam şart. Belki el âlem güler bu işe. Umurumda değil! Ruhum sana susamış durumda, Jane!”

kendimi kuru bir ırmak yatağına bırakıverip uzanmıştım sanki. Uzak dağlardan bir sel boşandığını, azgın suların yaklaştığını duyabiliyordum Yalnız, ne ayağa kalkacak iradem vardı, ne de kaçacak kadar gücüm

O, kendisini Gateshead’e götürecek olan arabaya yetişmek için vadiye doğru yürüdü, ben de beni Millcote dolaylarındaki yeni işime, yeni yaşantıma götürecek olan posta arabasına bindim...

Kısacası bütün aptal âşıklar gibi ben de, alışılmış olan yollardan kendimi uçuruma sürüklemeye başladım.

Lowood’da geçirdiğim ilk mevsim koca bir çağ gibi geldi bana... Hem de altın çağı falan değil. Yeni kurallara, alışılmamış görevlere kendimi uydurabilmemin güçlükleriyle çarpışmaktan örülmüş sıkıntılı bir çağdı bu.

Şimdi sizinle konuşurken gelenekleri, alışkanlıkları, hatta şu ölümlü benliğimi bile hiçe sayıyorum

Uzun bir süre boyunca peş peşe gelen güzel günlerin gökleri öyle saf, güneşleri öylesine parlaktı ki bizim denizlerle çevrili ülkemizde bu tür günlerin teker teker göründüğü bile azdır!

Yaşam koşulları ve onurum gerektirse ben yalnız da yaşayabilirim. Mutluluk alabilmek için ruhumu satmama gerek yok! diyor. Yaşam koşulları ve onurum gerektirse ben yalnız da yaşayabilirim. Mutluluk alabilmek için ruhumu satmama gerek yok!’ diyor

Döndüm işte! Ama yırtık, çizik, buruşuk bir sayfayı okumakla birdir benim yüzümü okumak... Oku, okuyabildiğin kadar. Tek, çabuk ol; çünkü işkence içindeyim.

Yoksulum, kimsesiz, ufak tefek, gösterişsizim, diye duygusuz, ruhsuz muyum sanıyorsunuz? Öyleyse, yanılıyorsunuz. Benim de en azından sizinki kadar duygulu bir yüreğim, ruhum var.

Şimdi artık bütün yoksunluklarına karşın Lowood Okulu’nu Gateshead Konağı’nın lüksüne, görkemine, dünyada değişmezdim.

Ben de, ne yazık ki, onu hiç böylesine sevmemiştim.

“Önyargıların, eğitimin toprağını hiç gevşetmediği ve verimli hale getirmediği bir kalpten sökülüp atılması en zor şey olduğu iyi bilinir.”

Tek istediği, bedensel bağlardan ayrılmanın acı saati geldiğinde, en önemsiz üyesi olduğu askerlerinin başkanı tarafından ‘Ayağa kalk ve beni izle!’ diye çağrılmaktır.”

Ama ben vicdanın buyruklarını yorumlayan o yavaş, serin sesin gösterdiği yoldan ayrılmam.

“Seni şimdi, sana gerçekten faydalı olabildiğim zaman daha çok seviyorum.”

kalın kafalı, kötü niyetli kişiler insanın içtenliğini hemen yanlış anlıyor.

Bütün dünya senden nefret etse ve hepsi yalancı olduğuna inansa bile eğer senin vicdanın rahatsa başını dik tutmalısın..

Çaresiz, ben de onun budalaca sızlanmalarına, bencil yakınmalarına katlandım
“Hasta yatağında yatmak ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olmak ne kadar üzücü. Bu dünya öyle güzel ki... Buradan kopup bilinmeyen bir yere gitmek zorunda olmak çok acı verici.”
“İnsanlar zalim ve adaletsiz kişilere karşı hep nazik ve itaatkâr olursa kötüler bunu kullanır, hiçbir şeyden çekinmezler ve bu yüzden de değişmek bir tarafa, gittikçe daha kötüleşirler.”
“you, with your gravity, considerateness, and caution were made to be the recipient of secrets.”
“Nijerya kökenliyim vabam Nijerya türkiye büyükelçiliğinde çalıştı emekli oldu aydına yerleşti. türkiyede doğdum amerika ve istanbul da dönüşümlü yasıyorum kitap okumayı çok seviyorum böyle yani🥰”
“Hadi, hadi Jane, ağlamasana!” dedi. Ateşe, “Yanmasana!” demekle birdi bu.”
“Akşama kadar batmayacağımı sandığın güneş daha öğle vakti tutulmuş. 🌅”
Read it in the app
Highlight, save quotes, share what you read